16 May 2019

ARTIK GÜNDELİK HAYATA DÖNMEK LAZIM

Seçimler bitti ama seçim tartışmaları bitmek bilmiyor. Siyasi iklimde sert rüzgarlar eserken, piyasalar da bu gergin ortamı fiyatlamaya devam ediyor. Bu yazının yazıldığı günlerde dolar 5.98 seviyelerini görmüştü. Üniversitede verdiğim bir derste, kur riski yönetimi anlatırken kullanacağım örnek olay için yazdığım kur seviyeleri, birkaç günde gündemi yansıtmaz oldu. Sadece 1 hafta önce dolar 5.81 seviyelerindeyken, kurlardaki bu yükseliş akıllara hem enflasyonist etkileri hem de şirket bilançolarındaki kur zararlarının nereye kadar konumlanacağı sorularını getirdi. Dolayısıyla bu istikrarsız görünüm hem vatandaşın tenceresini, hem de iş dünyasının geleceğe ilişkin güvenini sarsmaya devam ediyor. Bununla beraber, işletmeler açısından kur riskini yönetmenin ne kadar elzem bir konu olduğunu da her geçen gün yaşayarak öğreniyoruz.

Peki dolardaki bu ani yükselişin nedenleri nedir? Aslında konuya iki farklı açıdan yaklaşmak mümkün. Birincisi doların değer kazanması, ikincisi TL’nin değer kaybetmesi. Her birini ayrı ayrı ele alalım. Doların küresel olarak değer kazandığını dolar endeksinden zaten bir süredir takip etmekteyiz. Nisan ayı ortalamalarında yaklaşık 96,44 seviyelerinde olan bu endeks ayın sonunda 98,10 seviyelerine kadar tırmanmıştı. Dolar endeksi, hem doların küresel olarak salınımı hem de ABD’nin en çok ticaret yaptığı ve ayrıca dünya ticaret hacminde en çok kullanılan para birimlerinin karşısında doların seviyesinin test edildiği bir endekstir. Bu altı para biriminden hesaplanan endeksi bir sepet olarak düşünürsek, bu sepetteki para birimleri ve her birinin sepetteki yaklaşık ağırlıkları sırasıyla euro (yüzde 57,6), yen (yüzde 13,6), pound (yüzde 11,9), Kanada Doları (yüzde 9,1), İsveç Kronu (4,1), İsviçre Frangı (yüzde 3,6)’dır. Rakamlardan da anlaşılacağı üzere euro bu endekste belirleyici bir rol üstlenmekte. Gelişmiş ekonomi para birimlerine karşı doların değer kazandığını endeksin geçmiş verileri ile açıkça görmekteyiz. Peki acaba gelişen ekonomi para birimlerinde durum nasıl ve Türkiye bu resimde nerede konumlanmakta? 2018 yılında da en çok TL’nin değer kaybını konuşmuştuk. Seçimler bitse de devamındaki belirsizlikler ve ekonomideki kırılganlıkların yansımaları ile TL diğer gelişmekte olan paralar ile karşılaştırıldığında negatif ayrışarak dolar karşısında yaklaşık yüzde 40 düzeyinde değer kaybı yaşamıştı. Yılbaşından bu yana ise yüzde 12’lik bir değer kaybı ile gelişen ekonomiler içerisinde parası en çok değer kaybeden ülke olduk. Kırılgan beşli olarak tanımlanan Hindistan, Brezilya, Endonezya ve Güney Afrika paralarının yılbaşından itibaren dolar karşısında yaşadıkları değer kayıplarındaki ortalama düzey yüzde 0,3 iken; TL’nin bu karşılaştırmada ne konumda olduğunu net olarak gözlemleyebiliriz.

İşte mevcut riskler bu kadar tehditkar davranırken; reel kesim yatırımları, tüketici güveni, eğitim, Ar-Ge yatırımları, girişimcilik, inovasyon gibi rekabetçi ve ülke katma değeri için önemli konular ne yazık ki hep ikinci planda kalmaya mahkum. Dünya değişiyor ve dijitalleşiyor. Endüstri 4.0’ı ne kadar yakalayabildik? Finansal teknolojik yatırımları ne kadar tartışıyoruz? Küresel rekabet ortamında tüm bu konular çoktan gelecek yol haritasında yerini almışken, biz maalesef günü kurtarmanın ötesine geçemiyoruz. Silkelenip hayata dönmenin vakti geldi de geçiyor…

16 May 2019
Benzer Haberler
ARTIK GÜNDELİK HAYATA DÖNMEK LAZIM
Kategori: Yazarlar
İŞSİZLİK MERHEM ARIYOR
Kategori: Yazarlar
PİYASALAR BIÇAK SIRTI…
Kategori:
Yazarlar

PİYASALARA YAZ NE ZAMAN GELİR?

YENİ OYUN MU ESKİ OYUN MU?