10 Haz 2019

YENİ OYUN MU ESKİ OYUN MU?

Sizce biz bir şeyler değişmesin ve iyi yaptığımız şeyleri yapmaya devam edelim diye mi düşünüyoruz, yoksa yeni bir heyecan mı arıyoruz?

Bilgisayar oyunlarını sever misiniz bilmem ama benim çok hoşlandığım söylenemez. Çoğu oyunun benim için en sıkıcı yanı oyunun algoritmasının az çok çözülebilecek olmasıdır. Oyunun heyecanı kaybolur ve bir üst seviyeye çıkma şansınız yoksa oyun artık sizin için anlamını kaybetmiştir. Bu düşünceyi bir anda oluşturmadım. Bir pazar günü baba oğul günü ritüelimizde Tibet ile beraber evdeyiz. Ben bilgisayarda notlar alıyorken, birkaç defa tekrar eden “Baba!” nidalarından sonra oğlumla yüz yüze geldik. “Hadi bana seninle WWE 2K18 oynayalım!” tadında bir şey söyledi. Yüzüne anlamamış gibi baktığımı fark eder etmez. “Baba, dünya güreş şampiyonası işte!” Anlamam uzun sürmedi ama ona cevabım: “Tibet, ben o oyunu bilmiyorum, Mortal Combat’a ne dersin?” “Ya baba ondan çok sıkılıyorum, artık tüm hareketlerini çözdüm.” Bunu bir anlığına düşünün bir çocuk aslında çok daha iyi olduğu ve devamlı olarak kazandığı bir oyunu bırakıp neden yeni bir oyuna geçer. Bu örneği bir de iş hayatına geçirmenizi istiyorum.

Sizce biz bir şeyler değişmesin ve iyi yaptığımız şeyleri yapmaya devam edelim diye mi düşünüyoruz yoksa yeni bir heyecan mı arıyoruz? Bu sorunun tam olarak bir cevabı yok çünkü her birimiz diğerimizden farklıyız. Ancak Tibet’in seçmiş olduğu modelin bazı avantajları var. Örneğin yeni beceriler geliştirme şansına sahip, heyecanını yüksek tutabilir ve daha fazla eğlenebilir. Ve kesinlikle başlangıçta yenilme ihtimali daha fazladır. Yani başarısızlığa kendini açmış durumda.

İş hayatına oyun gibi bakan biri olup olmadığınızı bilmiyorum ama çoğu iş yerinde 1 ya da 2 yıl sonra öğrenme eğrisi çok düşük noktalara doğru gelir. Yani ilk yılınızda öğrendiğiniz kadar şeyi eminim sonraki üç-beş yılın toplamında bile öğrenemezsiniz. İşte bu öğrenme eğrisi düşmeye başladığında kaybetmeye başlıyoruz. Her saniye başına ilerlememiz düşüyor. Kendimizi yenilemeye, zihnimizi zorlamaya ve yaptıklarımızı değiştirmeye çalışmazsak büyüyemiyoruz. Ve işin ilginç yanı, büyüyemedikçe de bizden önce bu işyerlerinden ayrılan dinozorlara dönüyoruz.

Böyle olmak zorunda mı? Elbette hayır! Şimdi düşünün önümüzdeki ay neyi değiştirip, neyi farklı yapacaksınız? Hangi projeyi başlatmak ve heyecan duymak istiyorsunuz? Mesela uzun süredir geliştirmeyi düşündüğünüz ama bir süredir üzerine eğilmediğiniz bir yetkinlik ya da beceri mi var? Bunu sadece işiniz kapsamında düşünmeyin, mesela karikatür çizimini mi öğrenmek isterdiniz? Hiç beklemediğiniz bir anda bir hobiniz, işiniz için çok yaratıcı bir fikir bulmanızı sağlayabilir. Carol Dweck, Gelişen Zihin ve Sabit Zihin olarak iki düşünme tipi tanımlıyor. Gelişen zihin devamlı olarak öğrenme peşinde ve kendini geliştirmenin yollarını arıyor. Gelişen zihnin bazı özellikleri var.

Gelişen zihin sahipleri kendilerine meydan okuyan durumları kabul eder. Engellerle karşılaştığında aksaklıklara rağmen yılmaz. Çaba sarf etmeyi yeterli ve derin bilgiye sahip olmaya götürecek yol olarak görür. Eleştiriden ders çıkarır. Başkalarının başarısından ilham alır ve dersler çıkarır.

Bu arada eminim bu yazının Tibet’in Dünya Güreş Şampiyonası oyunundan ilham alınarak yazıldığını fark etmişsinizdir. Biraz çalışırsam sanırım ben de onun gelişen zihin tipine ulaşabileceğim. Her birimize çocuk zihni dilerim.

 

10 Haz 2019
Benzer Haberler
İLHAM VEREN KONUŞMALAR
Kategori: Yazarlar
SİZİ ANLAMAMALARI NE ACI!
Kategori: Yazarlar
İLHAM VEREN KONUŞMALAR
Kategori: Yazarlar
Yazarlar

PİYASALARA YAZ NE ZAMAN GELİR?

YENİ OYUN MU ESKİ OYUN MU?